Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web


Jan-Christian Wasmutha, Desamparados Oliver y Miñarro, Angela Homrighausen, Ludger Leifeld, Jürgen K. Rockstroh, Tilman Sauerbruch1 and Ulrich Spengler

Department of Internal Medicine I, University of Bonn, Sigmund-Freud-Strasse 25, 53105 Bonn, Germany

Çeviren: Dr. Mehmet UYSAL Data Supplement Abstract

FOSFOLİPİD OTOANTİKORLARI VE ANTİFOSFOLİPİD ANTİKOR SENDROMU: ÇALIŞILAN 23 METODUN TANISAL DOĞRULUĞUNUN, KLİNİK BELİRTİLERİN SAYISI İLE ROC EĞRİLERİNDE MEYDANA GELEN VARYASYON YOLU İLE DEĞERLENDİRİLMESİ

 

Tekrarlayan arteriyel veya venöz tromboembolizmler antifosfolipid sendromunun en önemli klinik belirtileridir ve bunlar çeşitli otoimmun hastalıkların komplikasyonu olarak da görülebilir. Bununla birlikte olası klinik spektrum çok çeşitlidir ve spontan abortus, trombositopeni, uzamış kanama zamanı (lupus antikoagülant), livedo racemosa  ve çeşitli nörolojik semptomları içerir. APS’in endotel ve trombosit membranlarındaki fosfolipid antijenlerine karşı gelişen otoantikorlar sonucu geliştiği sanılmaktadır. Klinik prezentasyondaki büyük çeşitlilik ve heterojenite büyük olasılıkla antikorlardaki heterojeniteyi yansıtmaktadır.

 

Aktive protrombin, protein C, protein S, annexin V, faktör XII, trombomodulin ve doku plazminojen aktivatörü gibi antikoagülatör proteinler ile antikorlar interfere olabilmesine karşın, antifosfolid antikorları arasında (APS-Ab) bulunan antikardiyolipin antikorları (aCL) APS ile özellikle ilşkilidir. aCL antikorları 50 kDa büyüklüğünde serum kofaktörü olan b2 glikoprotein I (b2GPI) varlığında kardiyolipin ile reaksiyona girer. b2GPI  aCL antikorlarının SLE’de kardiyolipine bağlanmasını arttırmaktadır.

 

Elde edilen kanıtlar b2GPI’ya karşı oluşan antikorların APS’ye sebep olan esas kaynak olduğunu göstermektedir. Bu, klinik uygulamalarda APL-Abs’nın tespitinde hangi antijenin kullanılması gerektiği konusunda tartışmalara yolaçmıştır. Günümüzde varılan konsensusa göre APS ilişkili otoantikorların doğru tanımlanmasının doğru teşhiste az önemli bir faktör olduğu gösterilmiştir. Fakat aCL otoantikorlarının belirli izotiplerinin farklı klinik belirtilerin varlığı ile ilişkili olup olmadığı henüz tam açık değildir. Mesela IgA izotipinin özellikle trombositopeni, deri belirtileri ve trombositik olayların artmış riski ile ilişkili olduğu öne sürülmektedir. Bununla birlikte diğerlerinin benzer ilişkileri bulunmamaktadır. Bundan başka IgA-aCL otoantikorlarının prevelansı farklı etnik kökenlere göre belirgin heterojenite gösterebilmektedir.

 

APS teşhisinde farklı APL  otoantikorlarının klinik önemini açıklığa kavuşturmak için, klinik olarak APS olduklarından şüphelenilen 144 Yahudi hastada aCL ve ab2GPI antikorlarını (hem izotipleri hem de genel olarak)  23 farklı reaktif setiyle ölçtük.

 

Bu hastalarda klinik durum standardize edilmiş sorularla belirtilmiştir ve testin kesinliği ROC analizi ile çalışılmıştır.

 

APS’un prezentasyonundaki klinik heterojenite ile APL antikorlarının heterojenitesi ve varlığı arasındaki ilişkiyi çalışmak için, APS’un tanısı bu hastalığa ait klinik özelliklerin sayısına göre düzenlenmiştir.

 

 

 

 

 

MATERYAL VE METOT

 

Katılımcılar

 

Bu çalışma Kasım 96-Ağustos 97 tarihleri arasında APS olduklarından şüphelenilen 160 hastanın serumlarından çalışılmıştır. Kan örnekleri Bonn Üniversitesi Hastanesinin farklı departmanlarından temin edilmiştir; Dahiliye (n=84), Nöroloji (n=31), Dermatoloji (n=17), Jinekoloji (n=21) ve Pediatri (n=7).

 

Diagnostik standartlardaki farklılıkları hesaba katmak için, hasta verileri yeniden değerlendirilmeye alınmış ve antifosfolipit sendromu, standardize kriterler ve protokol kullanılarak yeniden tanımlanmıştır.

 

Bu klinik belirtiler

 

(a)   Tekrarlayan venöz trombozlar (ya ultrasound ya da flebografi ile tespit edilmiş)

(b)   Trombositopeni (< 100 g/L psödotrombositopeniyi ekarte etmek için hem EDTA’lı hem de sitratlı kanda)

(c)    Tekrarlayan spontan abortus (2’den fazla)

(d)   Nörolojik semptomlar (transiyel iskemik atak ve hemipleji gibi) ve doppler ultrasound, anjiografi veya MRI anjiografi teyit edilen arteriyel ve venöz oklüzyon belirtileri

(e)    Periferik arter oklüzyonları (anjiografi veya trombektomi ile doğrulanmış)

(f)     Amaurosis fugax

(g)   Livedo retikülaris

(h)   Bacakta ülserasyon

(i)     SLE veya diğer otoimmün proçesler

(j)     Uzamış aktive parsiyel tromboplastin zamanı (LAC’ın markerı olarak)

 

16 hastanın verileri eksik bulunmuş ve analize dahil edilmemiştir. İyi tanımlanan 144 hasta analize alınmıştır (50 Erkek, 94 Kadın; ortalama yaş ± SD, 44±12). Bu 144 hastanın 53’ünde klinik özellikler ve APL-Abs’lar ikinci kez çalışılmıştır.

 

Bilinen bir hastalığı olmayan, semptomsuz sağlıklı 10 kişinin (3 Erkek, 7 Kadın; ortalama yaş ± SD, 42 ± 14) kan örnekleri negatif kontrol olarak çalışmaya dahil edilmiştir.

 

LABORATUVAR PROSEDÜRLERİ

 

Serum örnekleri toplandıktan sonra –80oC’de dondurulmuştur. aCL ve ab2GPI  antikorlarının kanditatif tespiti için 3 ayrı firmaya ait ELISA kullanılmıştır (Tablo 1). Tüm ölçümlerde standart ELISA prosedürüne uygun olan firmanın kullanma talimatı kullanılmıştır. Laboratuvarımızda bulunan kalibratörler standardizasyon için kullanılmıştır. Negatif kontroller negatif test sonuçları sağlamak ve istatistiksel analizde kullanılmak için ölçüme dahil edilmiştir. Absorbans fotometrede 450nm’de (Spectra Mini; Tecan) ölçülmüştür. Cutoff değerleri firma tarafından tanımlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

İSTATİSTİKSEL ANALİZ

 

Herbir ELISA’nın doğruluğunu nitelendirmek için 2x2 olasılık tablosundan spesifite ve sensitivite hesaplanmıştır ve ROC eğrisi olarak çizilmiştir. ROC eğrisinin altındaki alan (AUC), W ve onun standart hatası (SEw), Henley ve McNeil ve Beck ve Schultz’un metotlarına göre hesaplanmıştır. Her bir ROC eğrisindeki AUC’nin önemi standart kritik oran testiyle analiz edilmiştir.

 

       W –0.5

z = -----------

          SEw

 

 

 Bu skor testi AUC’nın 0.5’den anlamlı olarak farklı olmadığı hipotezini test etmektedir ve düz çizgi altında kalan alan (sensitivite = 1- spesifite) normal ve anormal arasındaki ayrıma olanak sağlamamaktadır.

 

İki ROC eğrisindeki (A ve B) AUC’leri istatistiksel olarak karşılaştırmak için kritik z oranı hesaplanmıştır.

 

                   WA - WB

z = -------------------------------

       (SEWA)2 – 2r(SEWA SEWB)

 

 

Buradaki r WA ve WB arasında hesaplanan korelasyonu gösterir. Her iki z-istatistiklerinin sonuçları P (çift yönlü) olarak verilmiştir. a = 0.05 seviyesindeki ELISA’lar arasında bulunan anlamlı farklılıkları tespit etmek için Swets ve Picket’in önerileri göz önüne alınarak numune miktarı belirlenmiştir.

 

ROC analizi, eşzamanlı bulunan klinik belirti ve semptomların sayısına bağlı farklı APS tanımlamalarına göre tekrar tekrar yapılmıştır.

 

Hastalar 4 gruba ayrılmıştır (semptom ve belirtilere bağlı olarak)

 

Grup I 10 klinik kriterden 2 veya daha fazlası

Grup II 3 veya daha fazlası

Grup III 4 veya daha fazlası

Grup IV 5 veya daha fazlası

 

Her bir analizde gerekli klinik özellikten daha az sayıya sahip olan hastalar hastalıksız grup olarak  2 x2 olasılık tablosunda yer almışlardır.

 

İstatistiksel analiz SPSS programı ile yapılmış ve ROC analizi de excel de yapılmıştır.

 

 

 

 

 

 

SONUÇ

 

Klinik özellikler ve işlenmemiş bilgilerin ROC analizi

 

Çalışmamızda 144 hastanın;

- 25’inde tekrarlayan venöz tromboembolizm,

- 21’inde periferal arteriyel oklüzyon,

- 10’unda bacakta ülserasyonlar,

- 8’inde livedo retikülaris ve

- 37’sinde iskemik nörolojik semptomlar ve belirtiler (serebral damarlardaki tıkanıklığın radyolojik kanıtları vardır)

 

27 hastada SLE,

24 hastada trombositopeni ve

9 hastada tespit edilebilir konsantrasyonda LAC mevcuttur.

Tanımlanan çalışma kriterlerine göre hasta verileri yeniden değerlendirildiğinde 144 hastanın 38’inde bazı objektif APS belirtilerinin hatalı olarak onaylandığı tespit edilmiştir.

 

APS’nin çeşitli klinik özelliklerinin eş zamanlı bulunmasına göre;

45 hasta grup I’de(³2),

20 hasta grup II’de(³3),

5’inde LAC olan 7 hasta grup III’de(³4),

4’ünde LAC olan 4 hasta grup IV ’de (³5) sınıflandırılmıştır.

 

53 hasta için (ilk serum analizinde 19’unda çok düşük miktarda APS-Abs ve 34’ünde hiç APS-Abs bulunmamaktadır.) İkinci serum analizi farklı bir zamanda analiz edilmiştir. Bununla birlikte bu 53 hastanın hiçbiri ikinci APS-Ab testine göre ya da APS’nin yeni ortaya çıkan özelliklerine farklı gruplara ayrılmamıştır.

 

İlk ROC analizimizde, LAC’ın bulunuşu 23 ELISA’nın 10’unda APL-Abs’nin bulunuşu ile anlamlı olarak ilşkili bulunmuştur.

(aCL antikorları için, IgG ve IgM A ve B  firmasının ELISA’sı, IgA, B ve C firmasının ELISA’sı,

ab2GPI antikorları için, IgG her 3 firmanın ELISA’sı, IgA B firmasının ELISA’sı

(AUC range: 0.75-0.93, SE range : 0.080-0.109, P range: 0.01-10-4)

 

IgM izotip antikorlarının bulunuşu 6 ELISA’nın 5’inde rekürren venöz tromboembolizm ya da arteriyel oklüzyonlarla anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur.

(aCL antikorları için, her 3 firmaya ait ELISA, ab2GPI antikorları için, A ve B firmasına ait ELISA;

AUC range: 0.64-0.76; SE range: 0.049-0.075; P range 0.02-10-4)

 

Bacaklardaki ülserasyonlarla 2 IgM ELISA anlamlı olarak ilişkili bulunmuştur.

[IgM aCL antikorları için B firmasına ait ELISA ile) (AUC = 0.67, SE = 0.075, P<0.05); ve IgM ab2GPI antikorları için A firmasına ait ELISA ile (AUC 0.70; SE:0.091, P<0.05)].

 

 

APS ilişkili fenomenlerle pozitif antifosfolipit test sonucu arasındaki en iyi ilişki LAC varlığında C firmasına ait ELISA ile IgG ab2GPI’de bulunmuştur.

(AUC = 0.93, SE = 0.102, P < 10-4).

Bununla birlikte bu ilişki üretici firma tarafından verilen cutoff değerlerine göre yalnızca % 67 sensitivite ve % 91 spesifiteye sahiptir.

 

Sonuç olarak bu konudaki ileri analizlerin odak noktası, çok sayıda APS ilişkili özellikleri bir arada bulunduran hastaları belirlemek için gerekli ölçümlerin performansını tespit etmeye yöneliktir. 

 

APS KRITERLERININ SAYISINA GÖRE YAPILAN GRUPLANDIRMA VE ROC ANALİZİ

 

ROC karakteristikleri (AUCs) C firmasına ait aCL antikor testi dışında tüm ölçümlerde APS tanısı için gerekli kriterlerin sayısına paralel olarak gelişme göstermektedir. 4 veya daha fazla tipik APS belirtisi olduğu zaman (grup III) ROC eğrisi altındaki alan > 0.8 olmaktadır.

(Şekil 2)

 

Firma tarafından sağlanan cutoff değerleri kullanıldığında, grup I ve II’de sensitivite  % £ 67 olmaktayken (range % 4-67) grup III ve IV’de sensitivite IgG, IgM ve screen assay için % 100’e ulaşmaktadır (% 33-100). Bu, APS tanısı için kullanılan katı kriterlerin daha az yanlış pozitif sonuçlara yol açtığını göstermektedir.

 

IgA antikorlarını tespit etmek için analizi yapılan testler diğer testlerden daha düşük sonuçlar vermiştir. (aCL, ab2GPI antikoru olup olmamasına veya spesifite ya da firmaya bakılmaksızın). En iyi IgA testinde sensitivite % 25’i aşmamaktadır (veriler gösterilmemiştir). C firmasına ait tüm aCL antikoru testlerinde IgA testleri istatistiksel analizlere katılmamıştır. Çünkü APS teşhisi için gerekli klinik kriterlerin sayısına bağlı olan diagnostik doğrulukları düşüktür.

 

TARTIŞMA

 

APS’nin klinik önemi yaygın kabul görmüştür. Vasküler trombos ve gebelik kaybı gibi çeşitli semptomlar APS ile ilişkilidir. Bununla beraber bu ilişkinin nasıl meydana geldiği hususu tam olarak anlaşılamamıştır ve heterojen olarak görülmüştür. Muhtemelen bu da APL-Abs’larının heterojenitesini yansıtmaktadır.

 

Bu çalışmada 23 farklı ELISA kullanarak 144 hastada APL-Abs araştırılmıştır. Antijen preparasyonundaki farklılıkları hesaba katmak için 3 ayrı firmaya ait ölçümleri seçtik. Bu test metotlarının diagnostik doğruluğunu karşılaştırmak için APS tanımlaması için kullanılan diagnostik kriterlerin sayısı ile ROC analizi yapılmıştır.

 

Ele alınması gereken bir başka husus, fikse kriterlerin kullanılması, bu nedenle APS gibi geniş bir klinik belirti spektrumuna sahip hastalıkta yalnızca bu belirtilere sahip hastaların APS olarak tanımlanmış olmasıdır. Diğer yandan genel düşüncemiz  klinik belirtilerin sayısıyla ROC eğrilerindeki varyasyonların değerlendirilmesinde APS’un hastadan hastaya olan ekspresyonundaki değişkenliğin de hesaba katılması gerekliliğidir. Diagnostik kriterlerin sayısı arttıkça test için doğruluğun arttığı ortadadır (C firmasına ait aCL antikorları hariç).

 

 

Yaptığımız analizde neredeyse mükemmel ROC eğrisinin 4 veya daha fazla özelliğe sahip APS hastalarından elde edildiğini göstermektedir. Bu plato farklı antijenlerle (aCL ve ab2GPI)   ve farklı firmalardan elde edilmiştir. Genel olarak IgG, IgM veya IgG+IgM (screen) testleri Bertollaccini ve arkadaşlarının önceki çalışmalarıyla benzer sonuçlar vermiştir. Bununla birlikte grup III ve Grup IV’deki hastaların sayısı daha düşüktür ve bu yüzden testler arasındaki istatistiksel olarak anlamlı farkı tespit edebilme şansımız daha sınırlıdır.  C firmasına ait aCL ölçümündeki sonuçlar beklenmedik bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Elde edilen veriler ab2GPI’nin aCL’den APS ile daha uyumlu bir antikor olabileceğini düşündürmektedir.

 

Yaptığımız çalışma C şirketi tarafından imal edilen aCL ölçümünün başarısızlığını, ab2GPI antikorlarının klinik semptomlarla daha iyi korelasyon gösterdiğini ve aCL testlerinin tanısal gücünün kontamine ab2GPI antikorlarının çapraz reaksiyonuna dayandığı görüşünü desteklemektedir. Bu görüş Day ve Gomez’in son zamanlarda bildirdikleri ile uyumludur. b2GPI ile kontamine çapraz reaktivite aynı zamanda, b2GPI testlerinin neden ROC eğrilerinin altındaki alanda bulunduğunu da açıklamaktadır. (C firmasının aCL’için hariç aCL testleri de böyledir).

 

IgA izotiplerinde çalışılan testler, diğer izotip antikorlardan daha az iyidir. Bu bulgu Wilson ve Selva-OCallaghan’ın bilgileri ile aynı çizgidedir. Wilson ve Selva-OCallaghan IgA antikorlarının APS tanısında önemli rol oynamadığını rapor etmişlerdir. Bu çalışma da bizim çalışmamızda olduğu gibi Yahudi popülasyonunda yapılmıştır.

 

Klinik semptomların belirli antikor ve immünglobulin sınıfları ile ilişkisi bulunamıştır. ROC analizleri; IgM antikorları ile rekürren venöz tromboembolizm, arteriyel oklüzyon veya bacaklardaki ülserasyonun ile belirgin AUC değerleri göstermesine rağmen, sensitiviteleri her zaman % 50’nin altında olmuştur.

 

Aynı şekilde, IgA ve IgM aCL antikorları veya IgG ab2GPI antikorları ve LAC’ın varlığı arasındaki ilişki için sensitiviteler % 44’ün altındadır (£ % 44).

 

Çalışmamızda LAC’ın varlığını tespit etmek için kullandığımız aktive parsiyel tromboplastin zamanı LAC pozitif plazmalarda önemli oranda normal bulunmuş olabilir. Bu yüzden LAC’ı identifiye ettiğimiz yaklaşımımızın LAC pozitif örneklerin prevelansını olduğundan daha düşük gösterdiğini hesaba katmalıyız.

 

Bununla birlikte venöz veya arteryel tromboz ve rekürren fetal kayıplar ile APL-Abs arasındaki ilişkiyi gösteren bazı çalışmalarla bizim verilerimiz zıttır. Fakat diğer çalışmalar immünglobülin izotipleri ve APS’nin klinik belirtileri arasındaki veya APL-Abs ve SLE arasındaki ilişkiyi bulamamıştır. Bu paradoks, APS’nin kendi içindeki değişkenliğini, farklı ölçüm metotlarındaki değişkenliği ve farklı çalışmacıların sonuçlarını karşılaştırmadaki güçlüğü yansıtmaktadır. Buna göre kendi çalışma popülasyonumuzdaki heterejoniteyi ve bunun diğer gruplarla karşılaştırma yapmada engel teşkil ettiğini göz ardı edemeyiz.

 

Sonuç olarak, analizimiz aCL ve  ab2GPI antikorlarının APS için uygun tanısal belirteç olduğunu göstermektedir. (Ticari testlerin tanısal doğruluğunda belirgin farklılıklar olmasına rağmen). Bugün, APS tanısına yönelik fosfolipid antikorları için tekrarlayan testler yapılması önerilmektedir. Buna karşın bizim analizimizde APS’nin klinik varlığının tespiti için, IgA veya IgM aCL veya ab2GPI antikorlarının hedeflendiği tek testin başarılı bir doğruluk sağlayacağı öne sürülmektedir. Bu yüzden, kesin istatistiksel prosedürlerle yapılacak bundan sonraki çalışmaların farklı etnik popülasyonlarda klinik baz alınarak yapılmasını öneriyoruz. Böylece testlerin tanı için gerçekten rutin olup olmayacağı anlaşılır.


Ana sayfaya dönmek için tıklayınız...